Oğuz Tokgöz

Oğuz Tokgöz

Finans Uzmanı ve Kişisel Gelişim Koçu
Finans uzmanı ve kişisel gelişim koçu olan Oğuz Tokgöz 1963 yılında İstanbul’da doğdu. Ailesi Ayvalık’tan İstanbul’a gelen Tokgöz kendisini Egeli olarak da tanımlıyor. "O" kitabının da yazarı olan Tokgöz, evli ve iki kız çocuğu babası.

Az kural, çok özgürlük, daha fazla kazanç

20 Mart 2017 Pazartesi

İş hayatımızda uymamız gereken realiteye dair kuralların fazlalığından, kişisel gelişimle ilgili konuları uygulamak bizlere zor geliyor. Hatta büyük bir organizasyonun başındaki insana, yeni onlarca konuyu anlatıp, ikna etmek; -hele ki sonuçlarını garanti etmeden - imkansız gibi görünür.

Başka firmaların, hiç kimsenin akıl edemeyeceği yeni satış teknikleri ile piyasalarda esmesi, bizde yeni arayışları gerektirdiği zaman, kişisel gelişimin ilginç ve yaratıcı bilgilerine ihtiyaç olduğu ortaya çıkacaktır. Yeni atılımlar, ancak yeni bakış açıları ve yeni vizyonlarla mümkündür. Kafamızda şu soru dolaşmaya başlayacaktır; yeni bakış açılarına sahip olmak için ne okumalı ya da nasıl bir eğitim almalıyım? Okumak, yabancı ülkeleri gezmek, yeni insanlar tanımak tabii ki vizyonumuzu geliştirecek, yeni bakış açılarına sahip olmamızı sağlayacaktır. Lakin bu yeni seçimlerimizde, gördüklerimizi kopyalamak dışına çıkamayız.

 

Yeni bir satış tekniği, bir buluştur. Bunu bulmak sadece bizim kendimizle yalnız kalarak geliştireceğimiz bir şeydir. Kişisel gelişimde içimizdeki kaynakla kurulan bağın, bizlerin bildiği ‘’ilham gelmesi’’ ile benzer olduğunu söyleyebilirim. Bu bağ için hiçbir yerde yazmayan, hiçbir yerde okumadığınız bir takım şeyleri bulmaya başlamanız yeterlidir. Bu yaratıcı tarafımızın harekete geçmesi için, bu zamana kadar bildiğimiz genel kabul görmüş hiç bir kurala uymamaya, etki altında kalmadan uyumlanmamaya özen göstermeliyiz. Bu tarzdaki fikirleri sunan insanları eleştirmek yerine, ufak bir proje ile imkan sunmanızın firmanıza faydalı olacağını düşünüyorum.

 

Bu zamana kadar sistemlerini inceleyerek, istedikleri düzene sahip olmalarını sağladığım firmaların çoğunda; ne zaman ve kim tarafından konulduğu bilinmeyen kuralları bulup, yeniden düzenlemek ilk işim olmuştur. Bu tarz bir çalışmada çalışanlara yaptıkları işi neden yaptıklarını, sistemin neresinde olduklarını fark ettirmek, onları hep motive etmiştir. Aslında yapılan şey, onlara yaşadıkları her anda, bilinçli bir bakış açısına sahip olmaları gerektiğini anlatmaktan başka bir şey değildir. Yine de motivasyon, bir yaşama sevinci gibi hayatlarına düşmelidir. Bu onlardaki aşkı harekete geçirir. Yorulmaz ve şikayet etmezler. Bu motivasyon teknikleri maddi ve manevi olarak desteklendiğinde, firmada ilginç sayılabilecek bir hareketlenme başlar. Mutluluk dediğimiz frekans, alıcılara kadar ulaşır. Kuralların azaldığı özgür sistemlere para akışı da hızlanır. Öncelikle bunu beraber yapabileceğimiz firma sahiplerine ve yöneticilere ihtiyaç vardır. Yani, ‘’hadi yapın da görelim’’ tavrından çok ‘’beraberce yapalım’’ davranış biçiminin seçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Aslında yeni bir bakış açısı olarak kabul edip vazgeçmemiz gereken en önemli konu; bizim ve firmamızın bir sonu olduğunu düşünmemizdir. Bu yüzden, “nasılsa öleceğiz”i andıran davranışlar sergilemek yerine, sonsuza kadar yaşayacak, yaptıklarıyla anılacak bir insan ya da firma olmayı hedeflemeliyiz. Belki de bildiğimizin aksine, sonsuz kaynaklar ile sonsuz ihtiyaçlar karşılanıyordur, ne dersiniz? Paranın tüm anlattıklarımızın içinde çok önemli bir yer tuttuğunu, bütçelerimizin olduğunu, yakalamamız gereken çeşitli rakamlar olduğunun farkındayım. Amacın sadece para olduğunu bir an olsun unutarak, bu sefer onu ortaya getirirken farklı yöntemler bulabileceğimizi, bu yöntemlerin daha güçlü bir firma yaratacağını belirtmek isterim. Güçlü bir firmanın hedeflenmesi, sonraki tüm zamanlarda para kadar faydalı pek çok yaratıma neden olacaktır.

 

Hedeflerden bahsetmişken elde ettiğimiz parayı durup bir düşünmenizi istiyorum. Evet, sezon bitti, o hedeflediğimiz para artık kasamızda. Ay sonu geldi ve maaşımız artık bankamızda. Durduk, kendimize; yapmak istediğimiz yatırımın, almak istediğimiz o şeyin, bizi sonrasında ne kadar güçlü ya da çaresiz bırakacağını bilinçle bir daha sorduk. Bu soruyu sormayı atlayıp, unuttuğumuz o kötü kaderi geri çağırmadığımızdan emin olmalıyız. Unutmayın yeni yatırımlar, bilinçli bir birikim alışkanlığı sonrasında başarılı olacaktır. Ve bankalar paralarımızı biriktirmemiz için varlar. Kendimizin varsayıp, finansman maliyeti olarak gördüğümüz faiz yüklü kredileri almak için değil.

Pazar tahminlerini yapmaktan sorumlu grupların, bulundukları halleri, global ekonomiyi, kendi özelliklerini unutarak, yenilikçi, ilginç, esprili ve zekice kurguladıkları tahminlerin içine ‘’işlerine gelen sonuçlara inanmayı’’ koymalarını diliyorum.

 

Hep mutlulukta kalın.