Başarının sırrı

10 Kasım 2016 Perşembe

Yönetici koçu olarak karşılaştığım en yaygın şehir efsanelerinden biri iş dünyasında duygulara yer olmadığıdır.

Bu efsane o denli yaygındır ki pek çok üst düzey yönetici ve lider her zaman özellikle olumsuz duygularını saklamaları gerektiğine, her zaman etraflarına ve yakın çalışma arkadaşlarına özgüvenli bir duruş  sergilemeleri ve her şeyin kontrol altında olduğu izlenimi yaratmaları gerektiğine yürekten inanmaktadırlar. Oysaki yaptığımız uzun koçluk görüşmelerinde ortaya çıkmaktadır ki, her sağlıklı insan gibi yöneticiler ve liderler de korku, kaygı, çelişki, kendine güven kaybı gibi duyguları yaşamaktadırlar. Bu aslında son derece önemli ve  üst düzey yönetici ve liderlerin de insan olduklarının göstergesidir. Bu tür “olumsuz” duygular, her insan için olduğu gibi yöneticiler için de durumu anlamak, başa çıkma stratejileri geliştirmek için gereklidir. Korku olmazsa, kaçma ve hayatta kalma davranışı ortaya çıkmaz örneğin.

Bu durumda, özellikle olumsuz duygular yaşayan yöneticilerin ve liderlerin bir yandan kendilerini suçlu hissetmemelerini sağlamak için koçluk yaparken bir yandan da bu olumsuz duygulara takılıp kalmalarının önüne geçmelerine yardımcı olacak araçlarla onlara destek olmak önemli.
Genellikle kendi iç sesimiz bize yaşadığımız olumsuz durumlarda hemen mesajı vermeye başlar. Örneğin, daha önceki bir uluslararası yatırım sırasında yaşadığı yabancı dil sorununu düşünen yönetici, “ben zaten iyi yabancı dil konuşamıyorum, yabancılarla anlaşamıyorum” diyen iç sesi ile  yeni bir uluslararası yatırıma grime konusunda çekinceler yaşayabilir. Ya da çalıştığı aile şirketinin yönetim politikası ile kendi temel değerleri uymayan bir profesyonel yönetici, iç sesine kulak tıkayarak, tüm olumsuz duygulara rağmen “çocukların okul taksiti için” çalışmaya devam edebilir. Benim koçluk çalışmalarımda geçmişe takılı kalınmış olan noktaları belirleyerek yönetici ve liderin bugün ve yarın için dünden bağımsız karar vermesini sağlamak ana hedeflerden biridir.
Nazi toplama kampından sağ çıkmayı başardıktan sonra yazdığı İnsan’ın Anlam Arayışı (Man’s Search for Meaning) adlı kitabında, psikiyatr Viktor Frankl anlamlı, değerli ve potansiyelimize ulaşabildiğimiz bir yaşam için başımıza gelen olayla ona verdiğimiz tepki arasındaki zaman dilimini çok iyi değerlendirmemiz gerektiğini söyler. Yani, bu zaman diliminde nasıl tepki vereceğimize karar veririz. Özgür seçimimizle verdiğimiz karar tepkimiz olur ve tüm yaşamımızı tanımlar.
Liderin ya da üst düzey yöneticinin bu seçimi yapabilmesini 4 önemli adımda sağlamak mümkün:
Tekrar eden olumsuz duygu ve düşünceleri fark etmek:  Yöneticinin hangi koşullarda geçmişten gelen iç sesini daha çok duyduğunu ve ona hatırlattıklarını fark ettirmek.
Duygu ve düşünceleri adlandırmak: Yöneticinin yaşadığı duygu ve düşünceyi adlandırması ona uzaktan bakabilmesi yolunda önemli bir adımdır.
Kabul etmek: İşte işin en zor kısmı. Yönetici ya da liderin iş dünyasında duygulara yer olmadığına olan inancından uzaklaşarak kendisini insan olarak görmeye başlaması ile duygu ve düşünceler için yer açılır.
Değerlerinize uyan kararlar almak: Geçmişe takılı kalmadan bugün için karar verebilir hale gelmenin en son ve önemli adımı yaptığınızla inandığınızın uymasıdır. Bu durumda genellikle liderlere ve yöneticilere “bu kararınız size ve şirkete kısa ve uzun vadede nasıl yardım edecek? Bu kararınız şirketinizin vizyonuna uygun mu? Ya da bu kararınızın sonuçları sizin olmak istediğiniz lider kimliğinizle uyuyor mu?” gibi sorular ile karar surecine katkıda bulunmak hedeflenmektedir.
Woody Allen “başarının yüzde 80 sırrı sabah işe gitmektir” demişti bir zamanlar. Yönetimde esneklik ve bugünün kararlarını dünden bağımsız verebilmek için en önemli adım, farkındalıktır.  Duygularımızın, düşüncelerimizin ve davranışlarımızın farkında olmak ve bütün bunlara sevgi dolu bir merakla yaklaşmak. İşte başarının sırrı.