Toprağın sesini ekrana taşıyan seyyah: Cem Seymen

20 Mart 2017 Pazartesi

“Bir tek kişinin bir ülkeyi kurtaracağına hiç inanmadım. Şuna inanıyorum ama bir kişi milyonlarca kişiye ilham vererek suyun akışını değiştirebilir.” diyerek hayalindeki kahramanın özelliklerini anlatıyor ekranların sevilen yüzü Cem Seymen. Kendisini tarımın Türkiye için ne denli önemli olduğunu anlatmaya adayan ve ekranlardan bizlere anlattığı hikâyelerle ekstra bir bilinç yaratan Seymen, tarımla ilgili sorunlarını sıfırlamayan ülkelerin sanayi toplumu da olamayacağını dile getiriyor. Perakende.org için konuştuğumuz Seymen, hayalindeki Türkiye’den tutkularına, sevdiği lezzetlerden özgürlük anlayışına kadar birçok sorumuzu içtenlikle yanıtladı…

topragin-sesini-ekrana-tasiyan-seyyah-cem-seymen

Röportaj: Onur KAYA

Cem Seymen’e göre her şey hayal etmekle başlıyor. Cem Seymen’in hayalleri neler? Hayallerinizde nasıl bir Türkiye var?

Hayalimde herkesin fikirlerini özgürce, korkmadan söyleyebildiği, karşı görüşü bir hazine olarak algılayan Türkiye var. Ben üniversitelerle bürokrasinin, devlet dairelerinin, özel sektör şirketlerinin bir araya gelerek gençlerden çıkan fikirleri değerlendirecek bir yapı  kurmasını hayal ederim. Kurumlarımızın şeffaf olmasını ve tek kişiye göre değil, tartışıldıktan sonra çoğunluğun kararına göre sonuca bağlanmasını isterdim. Diyalog kurmayı gücünün bir parçası sayan Türkiye yani. Özgür üniversite, özgür basın, bağımsız yargı en büyük hayalim.

 

İki tutkunuz var; gazetecilik ve edebiyat. Kültür sanat alanında gazetecilik yapmayı düşünmediniz mi?

Ben doğanın içinde olmayı seviyorum ama kültürel anlamda kendimi geliştirmeden gazeteci olamayacağımı biliyordum. Okuyabildiğimi okudum, müzelere, sergilere gittim. Sanatçılarla çok saatler, günler, aylar geçirdim. Kültür sanat, gazeteciliğimin en büyük yönlendiricisi oldu. CNN Türk’te çalışırken İngiliz Edebiyatı eğitimi için başlattığım girişim hayatımın en isabetli kararlarından biri olmuş. Bunu yaşarken gördüm.

 

Film ve dizi senaryoları yazarken kahramanlar yaratmayı sevdiğinizi biliyoruz. Şu an Türkiye’yi kurtaracak bir kahraman yaratacak olsanız. Nasıl özelliklere sahip olurdu?

Bir tek kişinin bir ülkeyi kurtaracağına hiç inanmadım. Şuna inanıyorum ama bir kişi milyonlarca kişiye ilham vererek suyun akışını değiştirebilir. Her şeyden önce dürüst olurdu. İnandığı doğrular uğruna mücadele edecek kadar cesur olurdu. Bilgili ve donanımlı biri olurdu. Bilgi çağında farkındalık en önemli sermaye. Biz çocukluğumuzdan beri korkutularak büyüdük. Her zaman başımız belaya girmesin diye uğraşırız. Onun için de konforlu bir hayat önceliğimiz olur. Birlikte hareket etmeyi ihmal ederiz bu yüzden de. Çiftçilerin kooperatif kurmaması ya da öğrencilerin bir sivil toplum kuruluşuna üye olmayı aklına getirmemesi gibi. Hatta siyasi parti üyesi olmayı sanki yasadışı bir örgüt üyeliği gibi algılarız. İsviçre neredeyse sorunsuz bir ülke ama halkın yüzde 80’i bir siyasi partiye üye, çünkü kendi geleceklerine karar verenlerin kararlarını denetim altında tutmak istiyorlar. Türkiye’yi kurtaracak güç aynı düşünceyi paylaşan insanların bir araya gelmesi. Bu olmazsa alternatif çıkmıyor. Ehven-i şer kabul görüyor. Türkiye’yi gençlerin ama bir araya gelmeyi başaran gençlerin daha iyiye taşıyacağına kuvvetle inanıyorum. Kendi içindeki gücü keşfedip harekete geçtikten sonra hayatını değiştiren bir karakter üzerinde çalışmaktan büyük keyif alırdım.

 



Gittiğiniz ülkeler şahane ve insan imreniyor da açıkçası. Bir gün bu anlattığınız, gezdiğiniz ülkeler gibi olabilir miyiz?

Demokrasimizi güçlendirmeden asla gelişmiş bir ülke olamayacağız. Hukuk sistemini herkes için adalet taşıyan bir mekanizmaya dönüştürmeden istediğimiz zenginliğe ulaşamayacağız. En önemlisi eğitim. Gelişen ülkelere bakın, ortak paydalarında hep çok kaliteli eğitimi görürsünüz. İyi eğitimle ekonomik gelişme arasında sağlam bir bağ var. 4’üncü Sanayi Devrimi’ni yaşıyoruz. Artık bilgi, akıl ve zeka para kazandırıyor. Kodlama ve yazılım sayesinde bir iletişim şirketi birkaç ay içinde milyarlarca dolarlık büyüklüğe ulaşabiliyor. Bu 5 tane Türk Hava Yolları demek. Eğitim kalitesini dünyanın en iyilerinden biri seviyesine yükseltmedikçe başkaları yapacak, biz bakacağız. Teknoloji ihracatı yapabilen bir ülke olmalıyız ki gördüğümüz zengin ülkelerin seviyesine hızla gelebilelim. Bu da kaliteli demokrasi, özgürlük ortamı, sağlam hukuk sistemi ve üstün kalitede eğitimle olur.

 

Virginia Woolf’un sizde ayrı bir yeri olduğunu biliyoruz ve en çokta kelimelerinin arasına özgürlükle duvar koymamasını seviyorsunuz Woolf’un. Peki, Cem Seymen için özgürlük neyi ifade ediyor?

Özgürlük benim için bir gıda. Mesleğimi bunun için seviyorum; çünkü düşüncelerimi özgürce seslendirebileceğim bir işim var. Özgürlük mutluluğun tanımı. Özgürlüğün bir sınırı da yok. Hiçbir yerde tam özgürlükten bahsetmek mümkün değil. Gücüm olsa ve bana özgürlüğü istediğin gibi kullan deselerdi ben herkesin içindeki potansiyeli ortaya çıkarabilmesi için kolları sıvardım. Biri zenginken diğeri çöpte yemek arıyorsa ben orada özgürlükten bahsedemem. Ya da biri pahalı ve kaliteli okulda geleceğini sağlam temellerle garanti altına alıyorken diğeri kitaba bile ulaşamıyorsa hiçbirimizin özgür yaşadığından söz edemeyiz. Başkalarının istediği gibi biri olmayı kabul etmez Virginia Woolf. Kendi kurtarıcımız yine kendimiziz aslında.

 



Türkiye için bir tarım reçetesi yazacak olsanız, bu nasıl bir şey olurdu? Tarımla kalkınmak için en temelde yapılması gerek şeyler nelerdir?

Tarımla ilgili sorunlarını sıfırlayamayan bir ülkenin sanayi ülkesi olmasına imkân yok. Tarım bizi doyurmak gibi bir işleve sahip ama bir de hammadde üretiminde elzem olduğunu unutmayalım. Kooperatiflerin, üstelik binlerce kişiden oluşan kooperatiflerin olmadığı bir yapıda tarım kalkınamaz. Ben umutluyum. Tüm ülkede tarım konusunda önemli bir farkındalık yarattık. Bunun devamının geleceğini tahmin ediyorum ve bu beni çok mutlu ediyor.

 

Bildiğimiz kadarıyla lezzet sever bir yapınız var ve gurmeliğe yakın derecedesiniz. Cem Seymen’in vazgeçemediği lezzetler neler?

En sevdiğim yemek yaprak sarma. Mantıyı da çok severim. Hele domates soslu ve sarımsaklı yoğurtla servis ediliyorsa heyecandan yerimde duramam. Sumaksız yemem tabi ki. Uzakdoğu mutfağı da çok sevdiğim lezzetler içeriyor. Özellikle Sushi söz konusu ise iş gücü bırakıp restorana ışınlanabilirim.

 



Gençlere gerçekten güveniyor musunuz? Ve genç nüfusa bir şeyler önerecek olsanız, neler önerirsiniz?

Gençlere güveniyorum. Gençlik bir kere başkaldırıdır, öğrenme açlığıdır, hayata meydan okuma çağıdır, cesarettir. Gençler bu tanımları keşfetmeyi unuttu sadece. Kendi gücünün farkına varmayı unuttu. Ben uyanışı yaşayan, bir araya gelen, kendi ülkesine sahip çıkıp üretmeyi seçen gençlere güveniyorum.

 

Cem Seymen’in vazgeçemediği markalar, şehirler, kitaplar ve filmler neler?

Marka tutkum hiçbir zaman olmadı ancak ayakkabı merakım meşhurdur. Genellikle el yapımı İtalyan ayakkabıların peşinde koşarım. Ucuzlukları takip ederim ve el emeği olan her şeyi çok severim. Favori kentim Sydney diyebilirim. Aslında ben genel olarak Avustralya’nın hayata bakış biçimin seviyorum. Denizle iç içe geçen yaşamlar da beni her zaman büyülemiştir. Favori kitabıma gelirsek, ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ favori kitabım. ‘Jack London’ ve ‘Emerson’ da en sevdiğim yazarlar arasında. Ayrıca ‘Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da çok büyük bir yazar olduğunu düşünüyorum. Beni etkileyen film ise ‘Ölü Ozanlar Derneği’ oldu.