
Turizm sektörüne adım atmaya nasıl karar verdiniz? Benim hayatım Eskişehir’de geçti. 1978 yılında şehrin en büyük otelini satın alarak turizm sektörüne girdik. Daha sonra 1984 yılında, Akaretler’deki otelimizi kendimiz inşa ettik. Güney’deki 3 otelimizle birlikte 2 bin 300 yatak ve 700’ü aşkın çalışanımızla Türk turizmine hizmet veriyoruz. Güney’deki 2 otelimiz; Club Grand Side ve Club Grand Aqua Avrupalı tüketiciler tarafından en çok tercih edilen dünyanın 99 otelleri arasında... Bu yıllardan beri böyle. Devamlı yenilik arayışı içinde bir yapımız var. Bölgeye yaklaşık 200 çeşit, toplam 25 bin ağaç diktik. Yeşile ve hayvancılığa çok değer veriyoruz. Ama elbette insana verdiğimiz değer her şeyin üzerinde. Antalya Çolaklı’da 24 derslik Fethi Yılmaz Sezer Turizm Anadolu Meslek Lisesi’ni açtık. 700 öğrenci burada eğitim görüyor. Bir de yurt yaparak okulda maddi imkanları kısıtlı öğrencilerin hizmetine sunduk. Çocuklar hem otellerimizde veya bölge otellerinde çalışıyorlar hem de eğitim görüyorlar. Otellerin tamamı kendi mülkümüz. Devletin namuslu vergi mükellefiyiz. Bunun dışında ne ormandan kira, ne Turizm Bakanlığı’ndan tahsis söz konusu değil.
Rani nasıl hayata geçti, bugüne nasıl geldi? Rani, önce hobi olarak başladı. Rani Çiftliği, Avrupa çapında örnek bir tesis. Çünkü 180 bin metrekare üzerinde kurulu, organik tarımın ve hayvancılığın tek çiftlikte yapıldığı bir alan burası. Burada, her türlü narenciye, meyve türleri ve tüm sebze türlü bu çiftlikte organik olarak üretiliyor. Çok az sayı ile başladık ama bugün bine yakın büyükbaş, 700 küçük baş hayvana ev sahipliği yapıyoruz.. Büyükbaşlar arasında Holstein, Mantafon, Anguz, Şevrole, Simental ve Manda, küçükbaş olarak da Zaenen ve Kilis Keçisi var. Hayvanların yüzde 80’ini kendimiz yetiştiriyoruz. Bazı türleri de dışarıdan getirdik. Mesela Anguz... Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyor. Hayvanlara saygı çok önemli. 15-16 çeşit doğal yemle, beslenme uzmanlarımız eşliğinde besliyoruz. Beslenmeleri çok mühim. Ben hazır yemleri, fast-food’a benzetiyorum. Doğal yemle beslenen hayvanların sütlerinin kalitesi inanılmaz özel oluyor. Bunun kalitesi de dolayısıyla peynirlere yansıyor. Bizim genel ciromuzda, Rani’nin kapasitesi yüzde 10 civarında.
Hobi olarak başladınız... Çiftlik, daha sonra nasıl dünya standartlarında bir tesise dönüştü? Evet, önce hobi olarak kendimiz için üretmeye başladık. Ardından çevremizdekilerin talepleri oldu, onlara getirdik ürettiklerimizden. Sonra bir baktık, bu lezzetleri isteyen daha çok insan var zamanla bugünlere geldik. Aslına bakarsanız Rani biraz da gönül işi. Dünyada ve Türkiye’de yiyecek erozyonundaki olayları görüyoruz. Biz grup olarak yeni yetişen nesillerin daha iyi yetişmesi düşüncesiyle yola çıktık. Ziraatten para kazandığımızı söylemem mümkün değil... Ülkemizde bir kısım konularda işlerin daha iyi yapılması için örnek olma yolunu seçtik, örnek olma duygusu insanların cemiyete olan bir borcudur. Temiz doğa, bizden sonraki nesillere bırakacağımız en önemli mirastır. Doğaya zarar vermemek için de Rani Çiftliği’ne mükemmel bir arıtma tesisi yaptık. Dünyada arıtması olan tek çiftlik, Rani Çiftliği... Çiftlikten çıkan tüm atık maddeler mutlaka arıtmadan geçiriliyor. Bunun bize aylık maddi külfeti 15 bin TL civarında. Mühim olan, bizden sonrakilere temiz bir doğa bırakmak. Hayatım boyunca en büyük yatırımın insana yatırım olduğunu düşündüm. Grup olarak da bu doğrultuda hareket ettik her zaman... En son aldığımız bir kararı paylaşayım sizinle. Bundan böyle Rani’nin cirosunun yüzde 1’i doğrudan eğitimle ilgili sosyal sorumluluk projelerine aktarılacak.
Üretim yelpazenizde neler var? Çiftlikte hem etçilik hem sütçülük yapıyoruz. Kendi otellerimizin bütün et ihtiyacını, bu da yıllık 70 – 80 tonu buluyor, çiftlikten sağlıyoruz. Bunun dışında Türkiye’de üretilmeyen ve birkaç çeşidi dışında üretim iznine ülkemizde yalnızca bizim sahip olduğumuz, daha çok ithal edilerek tüketici ile buluşturulan 20’den fazla peyniri biz Türkiye’de ve üstelik Avrupa standartlarının üzerinde üretiyoruz. Avrupa standartları sütteki bakteri oranı için üst sınırı 100 bin olarak belirlemiş, ancak biz bini asla geçmiyoruz. İnsan sağlığı bizim için çok önemli... Fransa ve Hollanda’dan bu peynirleri üreten profesyonelleri getirerek, kendi ustalarımıza işin inceliklerini öğretmelerini sağladık. Böylece Türk tüketicisinin de ithal peynirleri artık aynı kaliteyi daha hesaplı ve uygun fiyata bulma şansı doğdu.
“2010 organik yılı olacak”
Organik tarım son zamanların en çok tartışılan konularının başında geliyor. Siz neler söyleyebilirsiniz organik tarımla ilgili, Rani bunun neresinde? Organik tarım Türkiye’de insanların maalesef vicdanlarına terk edilmiş durumda. Her mahsulü tek tek kontrol etme imkanınız yok. Organik tarım ahlak ve vicdan işi bir nevi... Organik tarıma giriş sebebimiz insana saygı. Son dönemlerde Türkiye’de ve dünyada yiyecek sektöründe inanılmaz bir erozyon var. Bu çöküntüye karşı durmak, insanlara örnek olmanın bir yoludur diye düşündük. Aslında, baktığınız zaman organik tarım bir nevi eskiye dönüş. Babalarımızın, dedelerimizin zamanında uyguladığı tamamen doğal üretim modelini taklit ediyoruz. Dünya doğaya dönüşün önemini, “doğal”ın önemini kavradı artık. Ben inanıyorum ki, 2010 yılı da organik yılı olacak. Rani, organik tarımda 7’nci senesine girdi. Ülkemizde bu işe ciddiyetle eğilen ilk firmalarından biriyiz. Antalya Bölgesi’ndeyse ilk kez organik tarım yapan Rani’dir. Her zaman gururla söylerim, tarım ve hayvancılıkla ilgili Antalya’ya yurt içi ya da yurt dışından gelen gruplar önce bizim çiftliğe uğrar. Organik üretimde kullanılan tohum çok önemli. Tohumunuz organik olmalı. Gübreleme aşamasında, tamamen doğal yollarla elde edilmiş gübreleri kullanmanız gerekiyor. Biz, çiftlikte kendi imkanlarımızla elde ettiğimiz kompas gübrelerle gerçekleştiriyoruz bu işlemi... Zararlılarla mücadelede de yine doğal yöntemleri tercih ediyoruz. Organik tarımda bulunduğunuz bölge de çok önemli, sahanın komplike kimyasal ilaçlardan arındırılmış olması gerekli. Bizim bütün organik ürünlerimiz belgelidir. Bu belgeler çok titiz araştırmalar sonucu veriliyor ve her yıl yenileniyor.
 |
“2010 yılı organik yılı olacak” diyorsunuz... Türkiye organik üretime daha çok mu eğilecek? Kesinlikle... Ziraatle uğraşan insanlara mutlaka tavsiye ediyorum. Arazinizin bir kısmını organik için ayırın çünkü istikbal burada. Ülkemizin geleceği, Türkiye’nin kalkınması üretimden, üretmekten geçiyor. Bugün Türkiye ile Suriye arasındaki mayınlı arazinin mayından arındırılması gündemde... Bu alan organik tarım için mükemmel bir toprak zeminine sahip. Orada organik tarım ve hayvancılık yapılsa, bölge için de büyük bir istihdam ve üretim kapısı açılmış olur.
Rani etiketli peynirleri nerelerde bulabiliriz? Tüketiciler bize, Migros, Carrefour, Real, Kipa, Macrocenter İstanbul’daki büyük şarküterilerinden ulaşabilir. Tabii ürünlerimiz bunların dışında Akaretlerdeki kendi satış noktamız ve showroom’umuzdan da edinilebilir.
Ürün çeşitliliğiniz nedir? 20-25 çeşit peynir ithal peynir üretiyoruz. Guada, Guada Eski, Guada Krem, Guada Karabiberli, Guada Keçi, Guada Kimyonlu, Mimolette, Cheddar Kimyonlu, Cheddar Sade, Cheddar Tulum, Cheddar Tulum Kimyonlu, Edam, Emmantel, Maasdam, Kaşar Karabiberli, Kaşar Kekikli, Kaşar Kimyonlu, Kaşar Sade, Kaşar Sucuklu, Grana Padano, Keçi Tulum ve Mozzarella’yı sayabilirim. Manda mozzarellası üretmeyi düşünüyoruz.
2009 nasıl geçti Rani açısından? 2009 hedeflerimize ulaştığımız bir yıl oldu... Üretimimizin tamamını pazarladık.
Bu röportaj Market dergisinden alınmıştır |