Skip to content Skip to footer

Rekabet Çağında Riskler ve Türkiye’nin Ayrışan Öncelikleri

Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) yayımladığı Global Risks Report 2026, küresel risklerin artık yalnızca büyüklükleriyle değil; hızları, ölçekleri ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerle sistemi zorladığı bir döneme işaret ediyor. Raporun temel çerçevesi net:

Dünya, iş birliğinden çok rekabetin belirleyici olduğu bir “rekabet çağına” girmiş durumda.

Ancak aynı rapora bakıldığında, küresel risk algısı ile ülkelerin –özellikle Türkiye’nin– algıladığı riskler arasında belirgin bir ayrışma görülüyor. Bu ayrışmayı doğru okuyabilmek için raporun metodolojisine ve zaman ufuklarına yakından bakmak gerekiyor.

Global Risks Report 2026 Nedir?

Global Risks Report bir tahmin raporu değildir; “gelecek kesin böyle olacak” iddiasında bulunmaz. Bunun yerine, küresel ölçekte risk algılarını, bu risklerin birbirini nasıl tetiklediğini ve sistem üzerinde nasıl birikimli baskılar yarattığını ortaya koyar.

Rapor iki ana veri kaynağına dayanır:

Global Risks Perception Survey (GRPS):
Akademi, iş dünyası, kamu ve sivil toplumdan 1.300’ün üzerinde uzmanın katılımıyla yürütülen bu çalışma, küresel risklerin kısa ve uzun vadeli algısını ölçer.

Executive Opinion Survey (EOS):
116 ülkeden 11.000’den fazla iş dünyası liderinin katılımıyla gerçekleştirilir ve ülke bazında önümüzdeki iki yıla ilişkin risk algısını ölçmeyi amaçlar. Global Risks Report 2026 için EOS çalışması Mart–Haziran 2025 döneminde yürütülmüştür.

Bu ayrım, raporun nasıl okunması gerektiği açısından kritiktir.

Zaman Ufukları: 2 Yıl ve 10 Yıl

WEF, riskleri iki ana zaman ufkunda ele alır:

  • Kısa vadeli riskler: Önümüzdeki 2 yıl (2026–2028)
  • Uzun vadeli riskler: 10 yıl (2036 ufku)

Önemli bir metodolojik not olarak altı çizilmelidir:
Ülkelere özgü 10 yıllık risk sıralamaları bulunmaz. Uzun vadeli riskler yalnızca küresel ölçekte değerlendirilir.

Kısa Vadeli Küresel Riskler (2026–2028)

Önümüzdeki iki yılda küresel ölçekte öne çıkan riskler şunlardır:

  • Jeoekonomik çatışma
  • Yanlış bilgi ve dezenformasyon
  • Toplumsal kutuplaşma
  • Devlet temelli silahlı çatışmalar
  • Aşırı hava olayları

Bu tablo, ticaret, teknoloji ve finansın artık yalnızca ekonomik araçlar değil; jeopolitik güç ve baskı mekanizmaları olarak kullanıldığını gösteriyor. Raporda, bu dönemde çevresel risklerin göreli olarak geri planda kaldığı; bunun temel nedeninin ise savaşlar, ticaret gerilimleri ve ekonomik şoklar olduğu vurgulanıyor.

Uzun Vadeli Küresel Riskler (2036 Ufku)

10 yıllık perspektifte tablo belirgin biçimde değişiyor. En yüksek şiddet ve etki potansiyeline sahip riskler ağırlıklı olarak çevresel nitelikte:

  • Aşırı hava olayları
  • Dünya sistemlerinde kritik değişimler
  • Biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü
  • Doğal kaynak kıtlığı
  • Kirlilik

Kısa vadede ertelenen bu çevresel riskler, uzun vadede küresel sistemin taşıyıcı kolonlarını tehdit eden ana riskler olarak geri dönüyor.

Türkiye Nerede Duruyor?

Türkiye’ye ilişkin risk algısı, WEF raporunda yalnızca kısa vadeli (önümüzdeki 2 yıl) için ölçülmektedir. Bu veriler Executive Opinion Survey (EOS) aracılığıyla derlenir.

Türkiye için öne çıkan ilk beş risk şunlardır:

  1. Ekonomik fırsat eksikliği veya işsizlik
  2. Enflasyon
  3. İnsan hakları ve/veya sivil özgürlüklerin aşınması
  4. Ekonomik durgunluk
  5. Toplumsal kutuplaşma

Türkiye’nin EOS uygulamasına katkı veren Partner Institute’lar arasında TÜSİAD ve Sabancı University Competitiveness Forum (REF) yer almaktadır. Bu katkı, Türkiye’de iş dünyasının kısa vadeli risk algısının rapora yansımasını sağlayan kurumsal zemini oluşturur.

Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de risk algısının küresel jeopolitik rekabetten ziyade doğrudan geçim, istihdam ve ekonomik istikrar ekseninde yoğunlaştığını gösteriyor.

Küresel Uzun Vadeli Riskler Türkiye Açısından Ne İfade Ediyor?

Her ne kadar Türkiye için 10 yıllık bir risk sıralaması bulunmasa da, WEF’in uzun vadeli küresel risk çerçevesi ülkelerin yapısal kırılganlıklarını anlamak açısından önemli bir referans sunuyor.

Bu küresel riskler Türkiye açısından özellikle:

  • iklim baskısı,
  • su kaynakları üzerindeki stres,
  • altyapı dayanıklılığı,
  • insan sermayesinin korunması

gibi alanlarda uzun vadeli yapısal baskılar yaratıyor. Ancak yüksek enflasyon, işsizlik ve ekonomik belirsizlik gibi kısa vadeli sorunlar, bu risklerin politika ve iş dünyası gündeminde yeterince yer bulmasını zorlaştırıyor.

Bu noktada sürdürülebilirlik ve ESG, bir “gelecek vizyonu” olmaktan çıkıp bugünün risk yönetimi çerçevesi haline geliyor. Rekabet çağında dayanıklılık; çevresel, sosyal ve yönetişim boyutlarının birlikte ele alınmasını gerektiriyor.

  • Çevresel riskler, altyapı ve maliyetleri,
  • Sosyal riskler, iş gücü, eşitsizlik ve toplumsal uyumu,
  • Yönetişim riskleri ise güveni, yatırımı ve finansmana erişimi doğrudan etkiliyor.

Global Risks Report 2026, risklerin ortadan kalkmadığını; yalnızca zaman ufkuna göre yer değiştirdiğini gösteriyor. Kısa vadede jeopolitik ve ekonomik riskler gündemi domine ederken, uzun vadede çevresel ve yapısal riskler küresel sistemi zorlamaya devam ediyor.

Türkiye açısından asıl mesele, kısa vadeli risklerle mücadele ederken uzun vadeli riskleri tamamen gözden kaçırmamak. Bu nedenle sürdürülebilirlik, artık bir tercih değil; rekabet çağında ayakta kalmanın temel araçlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Global Risks Report 2026’nın kısa (2 yıl) ve uzun (10 yıl) vadeli riskleri birlikte gösteren karşılaştırmalı tablosu, risklerin ortadan kalkmadığını; yalnızca zaman ufkuna göre yer değiştirdiğini ortaya koyuyor. Kısa vadede jeoekonomik çatışmalar, dezenformasyon ve toplumsal kutuplaşma öne çıkarken; uzun vadede aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve dünya sistemlerinde kritik değişimler küresel risk gündeminin merkezine yerleşiyor.

Bazı risklerin her iki zaman ufkunda da varlığını sürdürmesi, küresel risklerin geçici değil kalıcı ve birbirini besleyen bir yapı kazandığını gösteriyor. Türkiye açısından asıl mesele, kısa vadeli risklerle mücadele ederken uzun vadeli yapısal riskleri gözden kaçırmamak. Bu nedenle sürdürülebilirlik, rekabet çağında bir tercih değil; dayanıklılığın temel unsuru olarak karşımıza çıkıyor.

Resim1 1

Global Risks Report 2026’yı orijinal hâliyle okumak için Dünya Ekonomik Forumu’nun yayımladığı sayfayı ziyaret edebilirsiniz:
https://www.weforum.org/publications/global-risks-report-2026/