Skip to content Skip to footer

Çevresel Krizin Ekonomik Dönüşümü

Yazarın Tüm Yayınlarına Buradan Ulaşın !

Uluslararası İklim Rejiminden Yeşil Mutabakata Karbonun Yeni Ekonomisi ve Türkiye

İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana yaşamını sürdürebilmek için doğal kaynaklardan faydalanmıştır. Sanayi Devrimi öncesinde, nüfusun görece düşük olması ve seri üretimi mümkün kılacak teknolojilerin henüz gelişmemiş olması nedeniyle doğal kaynak tüketimi ve insanın doğa üzerindeki olumsuz etkisi sınırlı kalmıştır.

Ancak Sanayi Devrimi’nden günümüze uzanan süreçte teknolojik gelişmeler üretimi daha kolay ve yaygın hale getirmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak nüfus artışı, yaşam standartlarının yükselmesi ve kentleşme gibi dinamikler tüketimi hızla artırmıştır. Hızlı ve çoğu zaman kontrolsüz gerçekleşen endüstrileşme sonucunda doğal kaynaklar yoğun biçimde tüketilmiş; özellikle 1970’li yıllardan itibaren çevre sorunları ve çevresel farkındalık küresel ölçekte gündeme gelmeye başlamıştır.

Ormanların yok olması, hava kirliliğinin artması, denizlerin kirlenmesi ve kullanılabilir tatlı su kaynaklarının azalması gibi çevresel sorunlar son elli yılda giderek derinleşmiştir. Bu olumsuzlukların bireylerin günlük yaşamında doğrudan hissedilmesi, çevre duyarlılığının artmasına önemli ölçüde katkı sağlamıştır.

Bu durumu somut olarak ortaya koyan çalışmalar, son yirmi beş yılda yaşanan çevresel bozulmanın, önceki iki bin yıllık döneme kıyasla çok daha yoğun olduğunu göstermektedir. Nitekim Avrupa Çevre Ajansı verilerine göre, yalnızca 2020 yılında Avrupa Birliği ülkelerinde hava kirliliği nedeniyle yaklaşık 238 bin kişi hayatını kaybetmiştir. İnce partikül maddelere maruz kalmanın bu denli yüksek sayıda erken ölüme yol açması, sorunun boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu gelişmeler doğrultusunda, “ekolojik modernleşme” yaklaşımı çerçevesinde çevre kirliliği ve küresel ısınmanın olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik, ekonomik büyümeyi tamamen kısıtlamayan politika ve yol haritaları geliştirilmeye başlanmıştır. Bu kapsamda ortaya çıkan en önemli girişimlerden biri Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’dır.

Yeşil Mutabakat (2019), Avrupa Birliği’nin küresel iklim hedeflerine uyum sağlamak ve 2050 yılına kadar Avrupa’yı “iklim-nötr” bir kıta haline getirmek amacıyla geliştirdiği kapsamlı bir dönüşüm stratejisidir. Bu stratejinin en güçlü referans noktası Paris Anlaşması’dır.

Avrupa Birliği, iklim, enerji, arazi kullanımı, ulaşım ve vergilendirme politikalarını yeniden şekillendirmek amacıyla, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını en az %55 oranında azaltmayı hedefleyen “Fit for 55” paketini 14 Temmuz 2021 tarihinde kabul etmiştir. Bu paket kapsamında, Türkiye–AB ticareti açısından kritik öneme sahip olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) da gündeme gelmiştir.

AB, bu mekanizma ile yeşil dönüşümün oluşturacağı maliyet baskısı karşısında kendi sanayisinin rekabet gücünü korumayı ve karbon yoğun üretimin, emisyon hedefleri daha düşük olan ülkelere kaymasını (karbon kaçağı) önlemeyi amaçlamaktadır.

Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın kapsamı ve stratejik öncelikleri ana başlıklar itibarıyla şu şekilde özetlenebilir:

  • 2050 itibarıyla Avrupa’nın iklim-nötr bir kıta haline getirilmesi ve döngüsel ekonomiye geçişin sağlanması
  • Yeşil sanayi stratejisinin oluşturulması ve ürünlerin sürdürülebilir, yeniden kullanılabilir ve geri dönüştürülebilir şekilde tasarlanması
  • Tarladan Çatala Stratejisi kapsamında sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması ve Ortak Tarım Politikası’nın (CAP) yeşil dönüşümle uyumlu hale getirilmesi
  • Sürdürülebilir, akıllı ve çevreci ulaşım sistemlerinin geliştirilmesi (elektrikli ve hidrojen bazlı teknolojiler dahil)
  • Binalarda enerji verimliliğinin artırılması ve minimum enerji tüketimi yaklaşımının benimsenmesi
  • Ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin korunması
  • Temiz ve güvenilir enerjiye geçişin hızlandırılması ve toksik etkilerden arındırılmış bir çevresel yapının oluşturulması

Avrupa Birliği, 2021 yılında yaklaşık 93 milyar dolarlık ihracat hacmi ile Türkiye’nin toplam ihracatında %41,3 paya sahip olup en büyük ticaret ortağı konumundadır. Türkiye ise AB’nin toplam ithalatı içerisinde %3,7 pay ile altıncı sırada yer almaktadır. Bu güçlü ticari bağ dikkate alındığında, Yeşil Mutabakat kapsamındaki düzenlemelerin Türkiye ekonomisi ve işletmeler üzerindeki etkilerinin analiz edilmesi stratejik bir zorunluluk haline gelmektedir.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılan çalışmalara göre, Yeşil Mutabakat kapsamında uygulamaya alınacak Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması nedeniyle Türkiye’nin ihracatında yaklaşık %20 oranında bir daralma riski öngörülmektedir. Bu daralmanın doğrudan etkisinin en yüksek olacağı sektörün Ana Metal Sanayi olduğu (7,1 milyar TL) ve toplam doğrudan etkinin yaklaşık 13,8 milyar TL seviyesine ulaşabileceği tahmin edilmektedir.

Dolaylı etkiler incelendiğinde ise en büyük kaybın Toptan Ticaret sektöründe (2,1 milyar TL) gerçekleşmesi beklenmekte; bunu Ana Metal Sanayi (1,7 milyar TL) ve Kimyasalların İmalatı (0,5 milyar TL) sektörleri izlemektedir. Toplam dolaylı etkinin ise yaklaşık 8,2 milyar TL seviyesinde olacağı hesaplanmaktadır. Böylece doğrudan ve dolaylı etkiler birlikte değerlendirildiğinde toplam ekonomik daralmanın yaklaşık 22 milyar TL düzeyine ulaşabileceği öngörülmektedir.

Öncelikli sektörlerin yanı sıra, Yeşil Mutabakat’ın etkilerinin zaman içerisinde diğer sektörlere de yayılması beklenmektedir. Bu çerçevede işletmelerin uyum sürecine yönelik atması gereken adımlar kritik önem taşımaktadır.

Bu yazı mevcut durumu ortaya koyan bir çerçeve sunmakta olup, çözüm ve strateji önerileri bir sonraki çalışmada detaylı olarak ele alınacaktır.

Hoşça kalın Sevgi ile kalın
Dr. İbrahim YILDIRIM