Skip to content Skip to footer

STT ve TETT farkını bilmemek, toplumu gıda israfına sürüklüyor

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın, Son Tüketim Tarihi (STT) ve Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) arasındaki farka ilişkin yaptığı açıklama, gıda okuryazarlığı ve sürdürülebilir tüketim kültürü konusunu yeniden gündeme taşıdı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan BİTKİDEN Yönetim Kurulu Başkanı, TGDF Yönetim Kurulu Üyesi ve TGDF Gıda Okuryazarlığı Komisyonu Başkanı Ebru Akdağ ise yanlış etiket okuma alışkanlıklarının gıda israfının gizli faili olduğunu vurgulayarak önemli bir çağrıda bulundu: “Güvenle tüketilebilecek iken çöpe attığımız her ürünle birlikte sadece gıdayı değil; toprağın suyunu, çiftçinin emeğini ve gezegenin geleceğini de atıyoruz. Bu sadece bir ekonomi meselesi değil; etik ve iklim meselesidir.”

Gıda güvenliği, sürdürülebilirlik ve bilinçli tüketim alışkanlıkları son yıllarda dünya genelinde giderek daha fazla önem kazanırken, gıda ambalajlarındaki tarihlerin doğru anlaşılması da bu dönüşümün önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde bu kapsamda bir açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, STT’nin insan sağlığı açısından güvenlik kriteri olduğu, TETT’nin ise ürünün kalite özelliklerini koruduğu süreyi ifade ettiğini vurguladı. Açıklamada ayrıca uygun koşullarda muhafaza edilen ve ambalaj bütünlüğü korunan ürünlerin, TETT sonrasında da tüketilebilir niteliğini sürdürebileceğine dikkat çekildi.

Türkiye’de tüketicilerin yüzde 72’sinin STT ile TETT kavramları arasındaki farkı bilmemesinin tüketilebilir durumdaki birçok ürünün israfına neden olduğunu hatırlatan BİTKİDEN Yönetim Kurulu Başkanı, TGDF Yönetim Kurulu Üyesi ve TGDF Gıda Okuryazarlığı Komisyonu Başkanı Ebru Akdağ: “Tarım ve Orman Bakanımızın yaptığı açıklama, bilimsel risk yönetimi ile yerleşmiş yanlış algılar arasındaki çizgiyi netleştirmesi açısından önemli bir farkındalık adımıdır” dedi.

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Ebru Akdağ birbirine karıştırılan STT ve TETT kavramlarının doğru anlaşılmasının büyük önem taşıdığını belirterek, gıda okuryazarlığının bu noktada temel rol oynadığını ifade etti. Akdağ, “Son Tüketim Tarihi; et, süt, balık gibi mikrobiyolojik açıdan hızlı bozulabilen ve bozulduğunda sağlık açısından risk oluşturabilecek ürünlerde kullanılan bir güvenlik sınırıdır. STT’si geçmiş olan bir gıda asla tüketilmemelidir. Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi ise bakliyat, makarna, konserve ve bisküvi gibi ürünlerde gıdanın tat, aroma, doku ve kalite özelliklerini en iyi şekilde koruduğu dönemi ifade eder. TETT bir güvenlik değil, kalite göstergesidir. Araştırmalar gıda israfının %60’ının evlerde olduğunu gösteriyor. Gıda israfının bir bölümü ise TETT’si geçen ürünlerin bazen hatalı şekilde çöpe atılmasından kaynaklanıyor. Oysa uygun koşullarda saklanan, ambalaj bütünlüğü korunan ve duyusal özelliklerinde bozulma görülmeyen birçok ürün TETT sonrasında, sağlığa herhangi bir zararı olmadan tüketilebilir. Bu ayrımın doğru anlaşılması, özellikle evlerde farkında olmadan oluşan gıda israfının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşıyor” dedi.

TETT yaklaşımı dünyada sürdürülebilir yaşam kültürünün parçası haline geliyor

Dünyada TETT konusunda uzun süredir önemli bir kültür dönüşümü yaşandığını ifade eden Akdağ, birçok ülkede tüketilebilir durumdaki ürünlerin yeniden değerlendirilmesini teşvik eden modellerin yaygınlaştığını söyledi. Avrupa’da TETT’si yaklaşan ürünlerin artık indirim raflarının ötesinde; sürdürülebilirlik, etik tüketim ve bilinçli yaşam hareketinin önemli bir parçası olarak ele alındığını belirten Akdağ, 2016 yılında Kopenhag’da açılan WeFood girişiminin bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri olduğunu ifade etti. Çevre duyarlılığı yüksek tüketicilere yönelik geliştirilen bu modelin, gıda israfını azaltmanın ötesinde toplumsal bilinç dönüşümünü de temsil ettiğini vurgulayan Akdağ, bu yaklaşımın konunun artık çevresel ve etik bir sorumluluk alanı olarak değerlendirildiğinin güçlü göstergelerinden biri olduğunu söyledi. Akdağ ayrıca Japonya, İngiltere, Avustralya ve Singapur gibi birçok ülkede de TETT’si yaklaşan ürünlerin yeniden tüketim zincirine kazandırılmasına yönelik bilinçli tüketim modellerinin yaygınlaştığını ifade etti.

“Türkiye’de yılda ortalama 23 milyon ton gıda çöpe gidiyor”

Gıda israfının çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Akdağ, israf edilen her ürünün arkasında büyük bir kaynak tüketimi bulunduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yılda ortalama 23 milyon ton gıdanın israf edildiğini ve tüketilebilir durumdaki birçok ürünün yanlış algılar nedeniyle çöpe gittiğini belirten Akdağ, şu değerlendirmede bulundu: “Bugün çöpe attığımız şey çoğu zaman bir gıdadan ibaret kalmıyor; suyu, tarımsal emeği, enerjiyi, lojistik süreçlerini, üretim kaynaklarını ve doğanın geleceğini de kaybediyoruz. Dünyada gıda israfı tek başına bir ülke olsaydı, iklim krizine etkisi açısından ABD ve Çin’den sonra en büyük üçüncü emisyon kaynağı olacaktı. Evlerde tarih ibaresi görüldüğü anda ürünü kontrol etmeden çöpe atmak ise bu israfın en görünmeyen ancak en yaygın nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle TETT ve STT arasındaki farkın doğru anlaşılması, tüketicilerin ürünleri bilinçli şekilde değerlendirmesi ve anti-israf kültürünün güçlenmesi büyük önem taşıyor. Bu çerçevede, TETT ve STT ayrımına ilişkin farkındalık oluşturulmasını; gıda güvenliğini esas alan, aynı zamanda milli kaynakların korunmasına katkı sunan önemli bir kamuoyu bilgilendirme adımı olarak değerlendiriyoruz. Özellikle ev içi tüketim alışkanlıklarında farkındalığı artıracak bu yaklaşımın, tüketilebilir durumdaki ürünlerin gereksiz şekilde çöpe gitmesini azaltacağına inanıyoruz.”