Skip to content Skip to footer

İnsan Bir Kaynak Değil, Bir Değerdir

İş dünyasında uzun yıllardır kullanılan bir kavram var: insan kaynağı. Operasyonel süreçlerde yerleşik hâle gelmiş bu ifade, pratik bir dil sunuyor gibi görünse de insana bakış açımızı farkında olmadan belirli bir çerçeveye sıkıştırıyor. Çünkü “kaynak” dediğimizde çoğu zaman; yönetilen, kullanılan ve gerektiğinde yenisiyle ikame edilebilen bir unsuru kastediyoruz. Oysa insanın doğası bu tanımın sınırlarına pek sığmıyor. İnsan, tüketilen bir girdi değil; düşüncesiyle, emeğiyle ve duruşuyla değer üreten bir öznedir.

Bu bakış açısının yansımalarını özellikle üretim sahalarında daha net biçimde görmek mümkün. Bir fabrikanın gerçek gücü yalnızca kurulu makine hattı ya da sahip olduğu teknolojiyle açıklanamıyor. Aynı tezgâhın başında yıllarını geçirmiş, işin ruhunu kavramış ve bir sorunu daha ortaya çıkmadan hissedebilen çalışanlar, o yapının asıl taşıyıcısı hâline geliyor. Deneyimle şekillenen bu sezgi ve sorumluluk duygusu, çoğu zaman herhangi bir yazılı talimatın çok ötesinde bir değer yaratıyor.

Mekanik aksaklıklar bir şekilde giderilebiliyor; makineler onarılıyor, süreçler yeniden planlanıyor. Ancak insana dair motivasyon, aidiyet ve sahiplenme gibi unsurlar aynı yöntemlerle inşa edilemiyor. Bu noktada, insanı yalnızca süreçlerin bir parçası olarak ele alan yaklaşımların sınırları daha belirgin hâle geliyor.

Liderlik anlayışı da tam olarak burada anlam kazanıyor. Liderlik; insanı yalnızca bir planın parçası olarak değil, yapılan işin merkezinde konumlandırabilmeyi gerektiriyor. Sahadaki emeği fark etmek, yapılan işin arkasındaki kişiyi gerçekten tanımaya çalışmak ve bu emeği anlamlandırmak, işleyişin sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynuyor. İnsanı sadece rakamlardan, vardiyalardan ya da maliyet kalemlerinden ibaret gören yaklaşımların ise uzun vadede verimli ve sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturması giderek zorlaşıyor.

Tam da bu nedenle, değer gördüğünü hisseden çalışan yaptığı işe daha fazla sahip çıkıyor. Bu sahiplenme duygusu; kaliteye, dikkat düzeyine ve kuruma duyulan bağlılığa doğrudan yansıyor. Özellikle üretim süreçlerinde bu bağ son derece belirgin. İnsan faktörünün geri plana itildiği bir ortamda, sürdürülebilir bir üretim kültüründen söz etmek de kolay olmuyor.

Zor zamanlarda ayakta kalan ya da istikrarla büyüyen kurumların ortak noktası ise insanı bir maliyet unsuru olarak değil, kurumu var eden temel bir değer olarak ele almalarıdır. Çünkü insan; sadece yönetilmesi gereken bir unsur değil, bir kurumu gerçekten ayakta tutan asıl değerdir.

Yeni yıl; hedeflerin değil, değerlerin yeniden hatırlandığı bir eşik olmalı. Çünkü insanı değer olarak gören kurumlar, geleceği yalnızca planlamaz, inşa eder.