Oğuz Tokgöz

Oğuz Tokgöz

Finans Uzmanı ve Kişisel Gelişim Koçu
Finans uzmanı ve kişisel gelişim koçu olan Oğuz Tokgöz, 1963 yılında İstanbul’da doğdu. Ailesi Ayvalık’tan İstanbul’a gelen Tokgöz kendisini Egeli olarak da tanımlıyor. "O" kitabının da yazarı olan Tokgöz, iki kız çocuğu babasıdır.

Duygu ve düşüncelerimizden bağımlılıklarınızı çıkarın!

07 Nisan 2017 Cuma

Hiçbir zaman aynı dünyaya uyanmayız. Uyandığımız sabah, önceki geceye göre gelişmiş, belki de büyümüş bir dünya ile karşılaşırız. Bu yüzden çoğu zaman bu gelişimi göz ardı eder, geleceğe dair yaptığımız pek çok planın da başlamadan bittiğini defalarca gözlemleriz. Peki, dünyanın devamlı gelişmesine nasıl ayak uydururuz? Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram var; “anda kalmak’’. Geçmişten bu kadar hatıra getirip, üstüne geleceğe dair bir sürü bilinmezlik ekleyince endişeye kapılırız. Bu yüzden anda kalmak bizim için ulaşılamaz bir hal alır.

Bu yaşamın mimarı, yani geçmişi unutamayan da geleceğe endişeli bakan da bizleriz. Hafızamızda kalan yüzlerce anının bir kısmıyla üzülürken bir kısmıyla da gurur duyarız. Fakat bu anıları ayırmadan her birini, bizlerde farkındalık yaratan tecrübeler olarak kabul etsek, iyi ve kötü olmasa, sadece farkındalık olsa, böylece kafamız biraz daha rahat eder. Ve gelecek için varsayımlarda bulunmak yerine, “yarın yaşacağımız hayat, bizi geliştirecek, nasıl bir deneyim hazırlıyor acaba?” diyerek tatlı bir merakla beklesek, o kalamadığımız anda kalmak daha kolay olabilir. Ne dersiniz?

 

Bu ilk aşamaya, yaşayacağımız her şeye izin vermek diyoruz. Her sürprize -zaten engel olamayacağımız- izin vermek… Daha sonra, izin verdiklerimiz karşımıza çıkınca -ki direnmeyelim, nasılsa karşılaşacağız- oldukları gibi kabul edelim. Şimdi zor olan kısmına geldik; “duygularımızdan ve düşüncelerimizden bağımlılıklarımızı çıkarmak.” Yani alıştığımız birini veya bir işi alıştığımız gibi severken ya da onları düşünürken, bu kez durup bu duygunun ve düşüncenin bize olan katkısına bakmayı seçeceğiz. Toplumun kurallarından sıyrılıp, “bilinç” kavramını hayatımıza sokmaya karar vereceğiz. İzin verdiğimiz, kabul ettiğimiz tüm olasılıkları, içine bilinci yerleştireceğimiz şekilde seçeceğiz ya da seçmeyeceğiz.

 

Yalnız kaldığımızda fark ettiğimiz ya da kendimizi arkadaşlarımıza şikayet ederken yakaladığımız “yıllardır hep aynı şeyi yaşıyorum, ben nerede yanlış yapıyorum” konusu bu aşamalara gösterdiğimiz dirençler olduğu müddetçe, hele ki bilinçli olmak yerine duygusal ya da takıntılı duruşlarımızda ısrar ettikçe hep hayatımızda kalacaktır.

 

Bu konuya iş hayatımızdan bir örnekle açıklık kazandıralım. Bu zamana kadar pek çok projenin içinde bulunduk fakat şimdi bunlardan birinin yeni bittiği ana gidelim. Kendimizi biraz yorgun hissediyoruz ama işimizi de tüm deneyimleriyle bitirdik. Üstelik sonucu da kötü değildi. Tebrik bile aldık üstlerimizden. O an aklımıza bir önceki proje geldi ve arkadaşlarımızla toplanıp bir durum değerlendirmesi yaptığımız o geceye kadar gittik. Başlarda gece çok verimli geçiyordu -havada bir sürü bilinçli farkındalığın konuşulduğu anlar- sonra gece ilerledi ve iş duygulara döküldü. Projenin bizi üzdüğü ve yorduğu anekdotların sonu gelmedi. O an kendimize geldik ve yeni bitirdiğimiz projede de öncekiler gibi bizim enerjimizi aşağıya çeken olaylar olduğunu fark ettik.

 

Bu kez yeni bir projede, yine arkadaşlarımızla buluştuk. Birbirini tekrarlayan bilinçli değerlendirme anının ardından tam duygulara geçecekken bu sefer durduk ve “bu kez bu kısmı yapmayı seçmiyorum. Biz ne zaman bu duygusal anları konuşsak sonraki projede de aynıları yaşanıyor. Ya başka bir konuya geçelim ya da ben ayrılıyorum” duruşunu masaya getirdik. Bu bakış açısıyla daha az sorunlu olan bir projenin gelecekte sizi beklediğinden emin olabilirsiniz.

 

Bir sabah, tüm iş deneyimlerinizin farkındalığıyla uyandınız. Şaşılacak şey, baktınız ki hiçbir deneyiminiz, sizi olumsuz hissettirmiyor. Nasıl bir proje olursa olsun, kendinizi onun içinde ve yapabilir hissediyorsunuz. İşte bu her şeye izin veren haliniz. Sonra yeni bir toplantıya çağırıldınız. Size projenin ana hatları sunuldu, hedefleri belirtildi, sessizce dinlediniz. Kabul etme kısmını da başarıyla geçtiniz, kısacası. Sonra masadaki herkesin tüm mevkilerini unutup, onları göz seviyenizle eşitlediniz. Yani herkes eşit, herkes insan. Söz aldınız. Deneyimlerinizin farkındalıkları masaya bilinci davet etti. Diğer projelerde yaşayarak yolunuzu uzatan tüm detayları, çözümleri ile anlattınız. Çizdiğiniz şekilde gerçekleşecek bir projenin içinde olacağınızı belirttiniz. Böylece bilinçli seçim kısmı da başarıyla atlatıldı. Toplantı bitti, projenin yöneticisi oldunuz. Tebrikler.

 

Bu öğretiyi yaşamınızdaki her evreye uygulayabilirsiniz. Sevgilinize, çocuklarınıza, büyüklerinize ve dostlarınıza. Unutmadan konuşmalarınızda sevdiğiniz insana “seni seviyorum” ses tonunu kullanmanız faydalı olacaktır. Tabii ki bazen sesiniz yükselecek. Ama bunun nedenini daha sonra sevgi dolu bir ses tonu ile o kişiye anlatmanız, sürdürebilir ilişkiler inşa etmeniz açısından önemli olacaktır.

 

Gerçekten mutlu olmak istiyorsak, kendimizin kim olduğunu, neler istediğimizi, nelerden mutlu olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor. Kendimizi ararken, tüm sosyal hayatımızdaki rolleri günün belli bir saatinde unutup, hiçbir şey yapmadan sadece nefes almanın keyfini çıkarabiliriz. Belki de bir an durup bu yaptığımız işin aslında kime ait olduğunu düşünüp ona iade edebiliriz. Kısacası sadece kendi sorumluluklarımızı yaşamamız kendimize ait bir sürü zaman hediye edecektir bize…

 

Sevgiyle Kalın

Oğuz Tokgöz