Oğuz Tokgöz

Oğuz Tokgöz

Finans Uzmanı ve Kişisel Gelişim Koçu
Finans uzmanı ve kişisel gelişim koçu olan Oğuz Tokgöz, 1963 yılında İstanbul’da doğdu. Ailesi Ayvalık’tan İstanbul’a gelen Tokgöz kendisini Egeli olarak da tanımlıyor. "O" kitabının da yazarı olan Tokgöz, iki kız çocuğu babasıdır.

Kendinizle anlaşma yapın ve mutluluğu seçin

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Düşüncelerimizle, duygularımızla, yazdıklarımızla ve sonrasında durmadan konuştuklarımızla, yaşayacağımız bir hayatı oluşturuyoruz. Yaşadığımız olayın kısa bir süre öncesine gittiğimizde, bunlardan hangisinin o olaya neden olduğunu kolayca bulacağımıza inanıyorum. Yani bu üç şeye hayatın nasıl cevaplar verdiğini...

Bir şeyden durmadan şikâyet ederek onu nasıl hayatımızdan çıkarttığımızı, herkesten sakladığımız o çok istediğimiz şeye eninde sonunda nasıl sahip olduğumuzu, mükemmeliyetçi olma düşüncemizin bize pek çok yorgunluklar hediye ettiğini, sevmekten ısrarla vazgeçmediklerimizin bizi yerden yere vurduğunu defalarca kez deneyimlemişizdir.

 

Israrla vazgeçmediğimiz duygu ve düşüncelerimize,  vücudumuzun verdiği cevapları da görmezden gelemeyiz. Bir bakış açısında ısrar ettiğimizde boynumuzun tutulduğunu ya da başkalarının sorumluluğu olan işleri yaptığımızda sırt ağrılarımızın arttığını hatırlatmak isterim.

 

Evet, biliyorum, bazen anlamadığımız cevaplarla da karşılaşıyoruz. Sosyal hayat bizleri oldukça fazla ortamlarda, oldukça fazla insanlarla karşılaştırıyor. Tesadüflerin olmadığını hep hatırlasak da, o karşılaşmada, o insanı tanıyıp bize yapacağı katkıyı bulmak, neredeyse imkansız gibi görünüyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri sosyal statüler. Yani bizi işe alacak biri ile kendimizi eşit göremiyoruz. Zihnimizde kayıtlı olan yapamayacağımız davranışlar ve soramayacağımız sorular gibi pek çok realite öğretileri ile ayrıldığımız o görüşme sonrasında bir maça başlıyoruz. Varsayımlarla dolu bir maç. Yalnızız, görüşmedeki o ana gidiyoruz ve diyoruz ki; o an bacak bacak üstüne atıp konuşsaydım beni umursamaz biri olarak görecekti. Ücreti sorsaydım kötü bir puan alacaktım. Karşı taraftaki insana, sevgilimize olan özeni, annemize olan içtenliği, kızımıza olan arkadaşça tavrı düzgün bir sunumla göstersek, belki de bu yalnız yaptığımız maça gerek kalmayacak. Kısacası o görüşmede kendimiz olsak...

 

Bazen de çok iyi geçen bir karşılaşmanın ertesi günü, dünkü insanı, dünkü sıcaklığı ile bulamıyoruz. Akşam, bizden ayrıldıktan sonra size anlatamadığı bir rahatsızlığı, eskiden yaşadığı ve onu yaralayan bir olayı, zihnindeki kaydıyla örtüştürüp, bunu da size anlatmamayı seçerek sizden uzaklaşıyor. Ya da gelecekte olmayı istemediği bir yere onu götürmenizden rahatsız oluyor...

 

Düşlerin içine zaman koyarak geleceğe projekte ettiğimiz, arzu ve korkuyu ekleyerek gerçekleşmeyecek hayallere çevirdiğimiz gibi; karşılaşmalara da geçmiş ve gelecek hallerimizi dahil eden egomuza izin verdiğimizde; ortada ilişki falan kalmıyor. Egomuzun barınamadığı anda kalmak şimdiki zaman cümleleri ile mümkün oluyor. İçimizden gelen, bunca yıldır onda birikmesini istediğimiz geçmiş ve gelecek kayıtlarını bize hatırlatmasında bir sakınca görmüyorum. Ama bu olay hatırlatmadan çıkıp, bizim özgür kararlar alıp, özgür deneyimler yaşamamıza engel olacak korku cümlelerine dönüşünce; mutsuz, sevilmediğimiz, sevemediğimiz, yalnız bir yaşama merhaba diyoruz. Çünkü konfor alanı olarak belirlediğimiz yerde bir süre sonra kurallarımızın fazlalığından sadece biz kalıyoruz. Gerek iş hayatımızda, gerekse sosyal yaşantımızda bazen biz, bazen de karşımızdaki kişi egosuna yenik düşebiliyor. Hele bir de bu karşılaşmada eşitlik yoksa durum bir o kadar kadar karmaşık bir hal alıyor. Egolu davranışı gösteren; patronumuz, sevgilimiz, babamız olunca ya da çocuğumuza, sevgilimize, elemanımıza bu davranışları gösterdiğimizde, egolu davranışa maruz kalan taraf; hoşgörü, kaybetme korkusu -işi ya da sevdiğimizi, saygı, sevgi gibi kavramlardan ötürü kendini eli kolu bağlanmış bir ruh halinde bulabiliyor.

 

O anı mutlaka durdurmalıyız. O an veya daha iyi bir zamanda bu davranış biçiminin bizde yarattığı hali karşı tarafa anlatmayı seçmeliyiz. Hayatlarımızdaki insanlara olan sevgimizi, sıfatlarına olan saygımızı kötüye kullanmaları için değil, gerçekten onlara özen göstermek için seçtiğimizi anlatmanın bir yolunu bulmalıyız. Gerekiyorsa bu davranışlarına devam etmeleri halinde, yaşamlarımızda olmayacakları sinyalini, kendimize olan sevgi ve saygıyı kaybetmeden önce, onlara vermeliyiz.

 

Bu arada sadece egomuzu mutlu etmek adına, başarısız olduğumuz iş ve ilişkilere devam etmemeliyiz. Hayatımızda bilinç tanımını iyi anlamalı ve uygulamalıyız. Bilinç; hayatımızda yarattığımız ayırım duvarlarını ortadan kaldırma olasılığımızdır. Ayrımın olduğu yerde bir taraf olma durumu vardır. Bu bizim, herkesle ve her şeyle bir bütün olma durumumuza engel olur.

 

Kendimize ait sınırları belirlerken sıkça yaptığımız bir hata var. İstediğimiz her şey bize gelirken, eksik olan bir tarafımızı giderme ya da bir korkumuzu daha ortadan kaldırma amacıyla, dolaylı yollardan gelir. Biz her şeyin istediğimiz gibi bize gelmesine kafayı o kadar takarız, kendimizi o kadar önemseriz ki; altında ''en doğrusunu bizim bildiğimizin yattığı, öfkeli bir ego'' halinde buluveririz kendimizi.,

 

Derim ki; daha fazla insan, para ve zaman kaybetmeden, kendimizle bir anlaşma yapalım. Ve huzurlu bir hayata gitmek için biraz daha bilinçli sevelim, bilinçli isteyelim. Hayatın derslerini öğrenmeye çalışalım.

 

Neyi seçersek seçelim, sonunda mutlu olacağımıza inanıyorum. Ama birinde uzun yoldan gittiğimiz için yorulacağız, yersiz bir şekilde. Diğerinde kaybettiğimiz zaman kadar daha fazla mutlu anlar geçireceğiz bu kısacık yaşamda...

 

Sevgiyle kalın…

 



Güvenilir Online Alışveriş Siteleri Ucuz İnternet Alışveriş Siteleri Sosyal Sorumluluk Shopping Mall Online Satış Siteleri Online Giyim Kıyafet Siteleri Kadın Giyim Markaları İndirimler Giyim Markaları Fırsat Erkek Giyim Markaları Discount Dernekler Bayan Giyim Siteleri