Sabri Yiğit’ten Endüstri 4.0 notları

20 Haziran 2017 Salı

Hatırlayacağınız üzere daha önce Endüstri 4.0 hakkında bir yazı yazmıştık. Giriş maiyetinde olan bu yazının üzerine konuyu daha detaylı irdeleyebilmek adına sektörün çeşitli temsilcileriyle de konuyu konuşmak istedik. Bu anlamda sektör profesyonelleriyle röportajlar gerçekleştiriyoruz. İlk röportajımızı Parex’in de içinde bulunduğu ve Türkiye’de tüketici elektroniği sektörünün öncü şirketlerinden Digicom’un Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Yiğit ile gerçekleştirdik. Yiğit, Endüstri 4.0 hakkındaki sorularımızı Perakende.org okuyucuları için yanıtladı

sabri-yigitten-endustri-40-notlari

Röportaj: Deniz Emiroğulları

 

En başından başlayalım. Siz hem bir profesyonel olarak hem de kendi sektörünüz açısından bakarsanız endüstri 4.0’ı nasıl tanımlıyorsunuz?

Endüstri 4.0,  dünyada tüm dengeleri değiştiren, dijitalleşmenin gelinen son aşaması. Dünya artık yeni bir düzene girdi. Teknoloji insanın hayatını kolaylaştırdıkça, dönüştürmeye de başladı.  Bugün akıllı telefonların ortalama ömrü iyimser bir tahminle 2 yıl. Sürekli bir yenisini alıp tüketiyoruz. Yapılan uluslararası projeksiyonlarda 2020 yılına kadar 6,1 milyar akıllı telefonun ve 26 milyar cihazın nesnelerin interneti ve M2M servislerinden yararlanması öngörülüyor.  Ve bu telefonlar bize artık sadece iletişim kurma imkânı sağlamanın dışında, kişisel asistanımız gibi çalışıyor, yerine göre işimizi, çocuğumuzu, haberleri ya da trendleri takip etmemizi sağlıyor. Endüstri 4.0, dünyada yaşanan büyük bir dönüşümün adı. Hepimizin bildiği gibi, 1’inci Sanayi Devrimi insan ve hayvan gücüne dayalı üretim tarzından, makine gücüne dayalı üretim tarzına geçiştir. Ulaşımın yaygınlaşmasıyla hammaddelere, yeni pazarlara erişim kolaylaşmış, kentleşme hızlanmıştır. 2’inci Sanayi Devrimi 1870’ lerde başladı. Elektrik enerjisinin kullanımını ve beraberinde seri üretim bantlarını getirdi. 3’üncü Sanayi Devrimi 1950 ve 60’larda elektronik, bilgisayar, otomasyon ve iletişimin üretim süreçlerinde yer almasıyla ortaya çıktı. 90’larda yaygınlaşan dijital iletişim ve internet alanındaki devrimler sürekli kendi çağlarını yaratmaya başladılar. Endüstri 4.0 terimi, Büyük Bilgi’nin, üst düzeyde gelişmiş robotların, 3 ve hatta 4 boyutlu üretim modellemelerinin, arttırılmış gerçekliğin, nesnelerin internetinin kullanıldığı Akıllı Fabrikaları öngörüyor. Üretimi, hizmet ve işleri yeniden tanımlıyor. Emek odaklı yaklaşımdan, teknoloji odaklı yaklaşıma geçişi simgeliyor. Biz grup şirketleri olarak farklı sektörlerde işler yapıyoruz. Hızlı tüketim ürünleri sektöründe yer alan Parex markamız ise yüzde 100 yerli sermaye ile kurulmuş bir marka. Endüstri 4.0’ı yakından takip ettiğimiz için Çerkezköy’deki fabrikamızı bu dönüşüme göre şekillendirdik ve sürekli dönüşüm yatırımları yapıyoruz. Son olarak 10 milyon dolarlık bir yatırım ile makine parkurumuzda otomasyon sistemlerimizi geliştirdik. Fabrikamızı yeni teknolojiler çerçevesinde yenilemeye devam edeceğiz. Hedefimiz Endüstri 4.0 ile tam otomasyona geçmek. Pazar lideri koltuğunda oturan Parex'in talebe yetişebilmek için üretim kapasitesini sürekli arttırması gerekiyor. Bu nedenle aralıksız yatırıma devam ediyoruz. Fakat bu yatırımları akıllı otomasyon sistemleri ile yapmadığımız sürece hiç bir yatırımın bir kıymeti olmayacaktır. Bunun farkındayız ve bütün planlarımızı buna göre yapıyoruz. Yani gelecek heyecan verici değişimlerle adım adım geliyor. Değişimin her anlamda farkında olup, toplum olarak hep beraber hazırlanmalıyız..

 

Hem olumlu hem olumsuz yanlarını beraber düşündüğümüzde, sizce Endüstri 4.0’ın dinamiklerinden en çok hangi sektörler etkilenecek?

Endüstri 4.0 tüm sektörleri etkileyecek. Enerjiden start up’lara, hızlı tüketim ürünleri sektöründen tarıma, hizmetten savunma sanayine kadar, hayatımızı bildiğimiz her alanda dönüştürecek. Aslında konuya olumlu-olumsuz gibi pencerelerden bakmak yerine, kaçınılmaz olanı yakalamak gerekiyor. Yoksa dünya bambaşka bir yönde gelişirken biz elimizdeki tüm var olan avantajlarımızı da kaybedeceğiz. Bugün yaşadığımız dünyada hiç bir yeniliği ıskalama lüksümüz yok. Her şey çok hızlı gelişip ilerliyor. O nedenle kaçırdığınız her bir yenilikte kalkıp devam etmeniz çok daha zorlaşıyor. Bu değişim ve dönüşüm sürecinde herkesin yaptığı işi sorgulaması, geleceğe nasıl taşıyacağını düşünmesi gerekmektedir. Evet, olumsuz olduğu düşünülen tabloya baktığımızda mavi ve beyaz yakalılar arasında işsizlik artacak ama kalifiye yepyeni iş alanları oluşacak. Finansal getirisi daha yüksek meslekler oluşacak, hatta bu teknolojilerin endüstriye yapacağı katkılardan dolayı bir noktadan sonra artan istihdam ihtiyacı da olacak. Bunlarla birlikte eğitim sistemi tamamen dijitalleşecek, ev ödevi kavramı olmayacak, dolayısıyla Endüstri 4.0 sıradan bir ev hanımının bile hayatını etkileyecek. Yani bugünden örnekleyecek olursak; şu anki teknoloji ile geldiğimiz noktada her birimizin hayatında teknolojinin etkilerini rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. İşte Endüstri 4.0 ile de aynı etkiyi çok daha büyük ölçeklerde yaşayacağız. Eğer kendimizi, beynimizi, işimizi ve ülkemizi geleceğe taşımak istiyorsak, Endüstri 4.0’ı iyi anlamak ve dönüşüme ayak uydurmak zorundayız.



 

Endüstri 4.0’a ayak uydurma konusunda ülke olarak Türkiye’yi nerede görüyorsunuz? Sizce gerekli altyapı çalışmaları yeterli derecede yapılıyor mu?

Türkiye'de toptan bir dönüşüm durumu göremiyorum. Elbette bireysel girişimler var. Çeşitli kurum ve kuruluşlar bu dönüşüm için kendini geliştirmeye başladı. Fakat bu bir toplumsal konsensus işidir. Türkiye'de politikacıların, iş adamlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve fikir öncülerinin aynı potada birleşmesi bireysel ya da kurumsal kaygılardan ve fikirlerden uzaklaşması, tamamen bu evrimin gerçekleşmesi ortak hedefinde buluşması gerekmektedir. Her sektörde beraber dönüşüm ilk şart. Üretim biçimlerindeki bu büyük devrim; ticaret, ulaşım, yan sanayi,  hizmet, finans, sigortacılık, lojistik, eğitim gibi çok geniş kapsamlı diğer sektörleri de beraberce dönüşmeye zorluyor.  Gündelik yaşamın her alanında yeni paradigmaları zorunlu kılıyor. Fakat bugün olduğumuz noktada biz, ekonomimizde kronik sorunlarla boğuşup, kafamızı dünyaya açmıyoruz. Bu nedenle genç işsizlik, enflasyon ve dolar kuru baskısı arasında sıkışmış bir geleceğimiz var. Oysa, kurtuluş ve yeni dünya Endüstri 4.0’da. 2023 hedefleri içine Endüstri 4.0 yerleştirmeyi hedefleyen bir Türkiye en başta, ticaret ve üretim mantalitesini değiştirebilecek eğitimli nesillere ihtiyaç duymaktadır. Dönüşmesi gereken ilk şeylerden biri toplumda her bir bireyin farkındalığını sağlayabilecek, nitelikli, bilimsel ve dünyayla entegre eğitim stratejileridir. Eğitimimizi dönüştürmeli, rekabetçi, bilimden yana, ezberden uzak, şeffaf hale getirmeliyiz. Gençlerimizin, dünyayı gezmesine olanak sağlamalıyız. Geleceğimizi doğru şekillendirmek istiyorsak, giden trenin son vagonuna yetişmek durumundayız. Eğer dediğim gibi ortak bir çalışma içine girmezsek ve dünyanın girdiği bu yeni sürecin içinde yer alamazsak, var olan maliyet ve lojistik kaynaklı avantajlarımızı da kaybedeceğiz. Bu konu bence bir memleket meselesidir. Geleceğimize sahip çıkmak için son hızla bu süreci yönetmeye başlamalıyız. Biz Türkiye olarak belki bu dönüşümün öncülerinden olamadık ama kendimizi en azından bu süreçte geliştirirsek, know-how'ımızı Orta Asya pazarlarında kullanabiliriz. Bu teknolojileri Rusya ve Türki Cumhuriyetlere satabiliriz. Ve en önemlisi ithalata bağımlı ihracattan kurtularak katma değeri yüksek mallarla bu pazarlarda iyi işler yapabiliriz.

 

Bu dönemin yaratabileceği işsizlik sıkıntısını belki de sosyal bir boyut olarak değerlendirmeliyiz. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

İşsizlik, Türkiye’nin 90’lardan beri kaderi haline geldi. Endüstri 4.0’dan önce de vardı, dijitalleşmeden sonra da olacak gibi görünüyor. Ülkemiz maalesef, ekonomik anlamda uzun vadeli planlar yerine kısa ve orta vadeli günlük sorunları çözecek kararlar aldı. Ekonomik kararları hukuk ve eğitim altyapısı ile birlikte dönüştüremedik. Oysa ki ülkemize yatırım çekmek, dijitalleşmeye hazırlanmak, yerli start up’lar çıkarmak istiyorsak cesur adımlar atıp, büyük hamleler gerçekleştirmek gerekiyor. Uzun vadeli planlar yapıp, iktidarlar değişse bile sistemin değişmemesi için çaba göstermemiz gerekiyor. Bunlarla birlikte, bu Endüstri dönüşümün neden olacağı işsizlik dönemi tüm dünya için mühim bir konu. Yani ilk etapta işsizlik artışı bir tek Türkiye'de yaşanmayacak. Tüm ülkelerde bu işsizlik süreci mutlaka yaşanacak.  Yalnız bu dönüşüm kapsamlı olarak düşünüldüğünde, getireceği büyüme hedeflerinin de gerçekleşeceği varsayımıyla baktığımızda iş gücü ihtiyacının bir noktadan sonra artacağını da gözlemleyebiliriz. Ve hatta işsizliğin aksine çok daha nitelikli, eğitim ve gelir düzeyi yüksek bir iş gücü yapısının oluşacağı öngörülebilir. Bu bağlamda önümüzdeki yıllarda, istihdamda yetkinlik düzeyi düşük işlerde iş gücünün azalması nedeniyle yaşanacak işsizlik dalgasının ardından, sanayide üretimin artması ile toplamda mutlak bir artış yaşanması beklenmelidir.  Aynı zamanda, yüksek nitelikli işgücü yapısı sayesinde gelir piramidi ve “know-how” altyapısının gelişeceği değerlendirilmelidir. Tam da bu nedenle dönüşüme sadece sanayideki bir dönüşüm olarak değil topyekün bir değişim olarak bakmalıyız. Bana göre olayın sosyal boyutu budur aslında. 4’üncü Sanayi Devrimi’nin altında kalıp, ezilmek istemiyorsak, nitelikli insan yetiştirmek de fabrikalarımızın dönüşüm süreçleri kadar önemli. Aksi takdirde oluşacak know-how'ı ve yeni fırsatları kullanamayacak, gelişime katkı sağlayamayacak nesillerle ekonomimiz çok daha büyük sıkıntıların içine düşecektir.



Güvenilir Online Alışveriş Siteleri Ucuz İnternet Alışveriş Siteleri Sosyal Sorumluluk Shopping Mall Online Satış Siteleri Online Giyim Kıyafet Siteleri Kadın Giyim Markaları İndirimler Giyim Markaları Fırsat Erkek Giyim Markaları Discount Dernekler Bayan Giyim Siteleri