Perakende PageSkin

Türk topraklarının global temsilcisi Metro!

Global yolculuğunun bir ayağına da Türkiye’yi ekleyen Metro Toptancı Market, 28 yıldır kesintisiz olarak hizmetini sürdürüyor. Türk mutfak kültürüne ve Türkiye toprağındaki özel ürünlere değer veren Metro, topraklarımıza resmen katma değer ekleyerek “Coğrafi İşaretli Ürünler”i tüm şubelerinde tüketicileriyle buluşturuyor. “Gastronometro”yla mutfak sanatlarına da bambaşka bir soluk getiren Metro, sektör profesyonelleriyle öğrencileri buluşturuyor ve eğitim modüllerinin yanı sıra özel atölye çalışmaları da düzenliyor. Çevre bilincine sahip olarak sosyal sorumluluk projelerine de değer veren Metro’ya dair merak ettiklerimizi bu sayımızda Metro Toptancı Market Türkiye Genel Müdürü Kubilay Özerkan’la birlikte konuştuk

Türk topraklarının global temsilcisi Metro!

Röportaj: Onur Kaya

 

Metro Market’in kendi kurumsal hikâyesinden yola çıkarak bizlere bugüne kadar olan Türkiye yolculuğunu anlatabilir misiniz?

Dünyanın en önemli uluslararası perakende şirketlerinden Metro’nun satış şirketlerinden biri olan ve 25 ülkede 750’nin üzerinde mağazasıyla 21 milyon profesyonel müşteriye hizmet veren Metro Toptancı Market, ülkemizde 1990’dan bu yana faaliyet gösteriyor. Genel müdürlüğümüz ve mağazalarımızda çalışanlarımızla birlikte yaklaşık 5 bin kişilik büyük bir aileyiz. 20 şehirde 36 mağazamızda taze ve kaliteli on binlerce ürünü, uygun fiyatlı olarak müşterilerimize ulaştırıyoruz. Ancak Metro Toptancı Market Türkiye olarak ürün sunmanın ötesinde, faaliyet gösterdiğimiz toplumun bir parçası olarak Türk mutfağına ve değerlerine sahip çıkmanın öneminin de farkındayız. Yiyecek-içecek sektörünün ve şeflerin geleceğine yatırım yapan bir marka olma algımızı pekiştirerek, gastronomi ekseninde yürüttüğümüz projelerle Türk Mutfak kültürüne olan desteğimiz devam edecek. 28 yıldır olduğu gibi ülkemize olan inancımızla geleceğe yatırım yapmayı sürdüreceğiz. 

 

Son zamanların revaçta olan “Gurme” konseptine farklı bir soluk getirerek “Gastronometro”yu hizmete soktunuz. Orada neler yapıyorsunuz? Nasıl gidiyor durumlar?

Gastronemetro’yu 2015 yılında Türkiye’nin gastronomi dünyasına önemli bir yatırım olarak hizmete soktuk. Gastronometro, bin 700 metrekarelik bir eğitim, gelişim ve etkinlik merkezi. Burada eğitmen şefler, “Gastronomi”, “Mutfak Sanatları” ve “Ürün” gibi alanlarda farklı yöntem ve çözümler sunarak bilgi paylaşımında bulunuyor, ödüllü şeflerle Metro müşterileri ve iş ortakları için çok özel atölye çalışmaları gerçekleştiriyor, çalışanlarımızın gastronomi alanında eğitimleri yine bu mekanda sağlanıyor. Aynı zamanda ağırladığımız yabancı şeflerle, ulusal ve uluslararası gastronomi dünyası arasında bir köprü kurmayı da hedefliyoruz. Maximilian J.W Thomae tarafından yönetilen Gastronometro’da dünyanın dört bir yanından getirtilen gastronomi kitaplarından oluşan bir kütüphanemiz ve 295 metrekarelik konferans salonumuz da var. Christian Le Squer, Fernando Arellano, Thibault Sombardier gibi Michelin yıldızlı şefleri, sektör profesyonellerini öğrencilerle buluşturuyor, eğitim modülleri ve atölye çalışmalarımızı yıl boyunca sürdürüyoruz.

 

Metro Market’in global yolculuğunda Türkiye nasıl bir yere sahip? Türkiye’deki tüketici alışkanlıklarına göre Metro’nun Türkiye’de kendine kattığı neler var?

Metro olarak, Türkiye’ye geldiğimiz 1990 yılından bu yana, bu ülkenin binlerce yıllık ticaret kültüründen çok şey öğrendik, öğrenmeye de devam ediyoruz. Yerelliğe verdiğimiz değer ve bu ülkeden kazandığımızı yine bu ülkeye yatırma içgüdüsüyle ticareti güçlendirmek, ülkemizin değerlerini hak ettiği yere ulaştırmak konusunda önemli adımlar atıyoruz. Türkiye Metro’nun yatırım yaparak büyümeyi hedeflediği öncelikli 8 ülke arasında yer alıyor. Sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayacak iş modelleri geliştirerek çalışmalar ve projeler gerçekleştiriyoruz. Türkiye’deki zengin lezzet kültüründen yola çıkarak, Türkiye’nin lezzet haritasını oluşturduğumuz Coğrafi İşaretli Ürünler projemizle Türkiye’de tarıma destek verirken, biz de farklı lezzetlerle ve çok derin bir kültürle tanıştık.

Unutulmaya yüz tutmuş ürünleri tekrar gün ışığına çıkardığımız bu proje sayesinde bugüne kadar, kaybolma tehlikesi yaşayan 80’den fazla coğrafi işaret tesciline sahip ve tescile aday ürüne sahip çıktık, daha da ötesi dünyaya bu lezzetleri tanıtma fırsatı bulduk. Çünkü bu projeyle aynı zamanda dünyanın önde gelen işletmelerinin ve şeflerinin de Türkiye’nin coğrafi işaretli ürünlerini deneyimlemesi ve tercih etmesi sağlandı.

 

TÜBİTAK verilerine göre 11,6 milyon ton kayıp ürün var!

Çevre bilinci aslında nefes alıp veren herkes için çok önemli. Daha çevreci, daha verimli bir Metro için nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?

Dünya nüfusu hızla artarken, çevreye verilen harabiyet ve verimsiz kaynak kullanımı nedeniyle açlık, kıtlık, susuzluk gibi sorunlar baş göstermeye başlıyor. İnsanlık olarak yaptığımız temel yanlış bu sıkıntıları gidermek için sadece üretmeye devam etmek ancak üretmenin yanı sıra var olan üretimin israf olmasını engellemeyi de sağlamalıyız. Bilinçli ve israf etmeden tüketmek de bir o kadar, hatta belki daha da önemli. Metro olarak bu gerçeğin bilinciyle, odağımızı israf etmeden tüketmek konusuna yoğunlaştırdık. Bugün ülkemizde üretilen 49 milyon ton meyve ve sebzenin yüzde 25 ila 40’ı ya üretim ve dağıtım zinciri aşamasında kayba uğruyor ya da satış ve tüketim aşamasında atık haline dönüşüyor. TÜBİTAK araştırma verilerine göre, en iyimser tahminle kayba uğrayan ürün miktarı 11,6 milyon ton. Bu da yıllık yaş sebze meyve ihracatımızın tam 4 katına karşılık geliyor. Maddi açıdan bakacak olursak, Türkiye sebze meyve ticaretinin 4’te1’i atık ve kayıp oluyor. Bu milli kaynak israfını önlemek için TÜBİTAK’la birlikte fire nedenlerini araştırdığımız, 8 ay süren, ortak bir çalışma gerçekleştirdik. Ürünlerin iyi koşullarda ve kötü koşullarda tedarikini temel alan bu araştırma neticesinde kötü koşullarda tedarik edilen ürünün, iyi koşulda tedarik edilene kıyasla 9 kat daha fazla atığa dönüştüğünü gözlemledik. İyi tedarik zinciri uygulamalarıyla önemli miktarda ürünün kaybedilmesinin önüne geçilmesinin mümkün olduğunu gördük. Bu çalışmaları bir adım ileriye taşıyarak sektörün öncü restoranların şefleri ve işletmecileriyle güçlerimizi birleştirdik ve Metro Gıda Hareketi’ni başlattık. Ancak tüketicilere de iş düşüyor; onlar da ihtiyaçlarından fazlasını satın almama, tüketemeyecekleri yiyecekleri dondurarak saklama, restoranlarda küçük porsiyon sipariş etme ve fazlasını sonradan yemek üzere paket yaptırma gibi basit tedbirlerle israfın önüne geçebilirler. Biz de bu amaçla yemeklerden artanları yanlarında götürmeleri için tasarladığımız “Metro Gurme Kutusu” uygulamamızı hayata geçirdik, bu uygulamayı yaygınlaştırma çalışmalarımıza da devam ediyoruz.

 

Neredeyse Türkiye’deki “Coğrafi İşaretli Ürünler” algısını baştan yazdınız ve bambaşka bir yere taşıdınız. Bu anlamdaki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Coğrafi işaretler tüketiciler için ürünün kaynağını, karakteristik özelliklerini ve ürün ile coğrafi alan arasındaki bağlantıyı garanti eden kalite işaretleridir. Türkiye, ekolojik yapısı ve köklü kültürüyle coğrafi işaretli ürünler bakımından büyük bir potansiyele sahip bir ülke. Örneğin; sarımsak için “Taşköprü”, kaşar için “Kars”, kaymak için “Afyon” belirli bir kalitenin işaretidir. Bu ürünleri tescil ederek, belirli coğrafi sınırlarda özel ve geleneksel üretim metotlarıyla üretilmesini, tarihsel geçmişi olan ürünlerin kalite özellikleri korumayı garanti altına alıyoruz. Coğrafi İşaretli Ürünler projemizi Türkiye’nin yerel değerlerine sahip çıkarak damak paletini zenginleştirmek, sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla 2012 yılında hayata geçirdik. Bugün Türkiye’deki ve Avrupa’daki birçok Metro mağazasının raflarında bugün Aydın incirinden Diyarbakır karpuzuna, Taşköprü sarımsağından Finike portakalına kadar 80’nin üzerinde coğrafi İşaret tesciline sahip ve tescile aday ürün yer alıyor. Bu ürünlerin bilinirliğini artırmak için çeşitli farkındalık çalışmaları da yürütüyoruz. Yerel üreticilere, ürünlerinden nasıl daha çok verim alacakları, tohumlarını nasıl saklamaları gerektiği ve gıda güvenliği konularında eğitimler vererek uluslararası standartlarda üretim yapmalarını sağlıyoruz. Böylece ihracatın da yolu açıldığı için ülke ekonomisine de önemli katkı sağlanıyor. Kısacası bu proje kapsamında yürüttüğümüz çalışmalarla üretici bilinçleniyor, verim artıyor, gıda kayıpları azalıyor, yerel tohum ve yerli üretici korunuyor. Hem üretici hem perakendeci hem de tüketici kazanıyor; ortak fayda artıyor. Bu projemiz ile Türkiye’nin sınai ve mülkiyet hakları konusunda tescil belgesi vermeye yetkili tek kurumu olan Türk Patent Enstitüsü’nün, 2016’da ilk defa verdiği ‘Coğrafi İşaret Tanıtımına En Fazla Katkı Sağlayan Firma Ödülü’ne değer bulunduk. Çabalarımızın takdir edilmesi bizim için ayrı bir motivasyon kaynağı oldu.

 

2018 yılı içerisinde tüketicinizin karşılaşacağı bir yenilik var mı? Nasıl bir yıl bekliyor Metro tüketicisini?

2018 yılında büyümemizi ve hizmet kalitemizi artırmayı sürdürüyoruz. İstanbul Kartal’da hayata geçireceğimiz mağazamızın yanı sıra, kapıya sevkiyat hizmeti vereceğimiz HORECA dağıtım noktalarını da farklı illerde devreye sokacağız. Bu tabii, bin 500’ün üzerinde yeni işe alım fırsatının da doğması demek. Projeler anlamında, sürdürülebilir tarım, hayvancılık ve balıkçılık projelerimize hız kesmeden devam edeceğiz. Gıda israfının azaltılmasına yönelik hayat geçirdiğimiz ‘Metro Gıda Hareketi’ projemizin yanı sıra, yerel ürün tedarikçilerini destekleyerek unutulmaya yüz tutmuş ürünleri tekrar gün ışığına çıkardığımız coğrafi işaret tescilli ürünler projemize ve balığın ve etin tüm tedarik sürecini kayıt altına alarak QR kod etiket sistemiyle yüzde 100 izlenebilirliğini sağladığımız “Bugünün Balığını Yarına da Bırakalım” ve “Et İzlenebilirliği” projelerimize yeni yılda da devam edeceğiz.

 

Sosyal sorumluluk aslında hepimiz için çok önemli. Metro Market’te bu konuda oldukça duyarlı. Bizlere bu çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Elbette, faaliyet gösterdiğimiz toplumlara sağladığımız fayda aslında bizim sürekliliğimizin de garantisi. Dolayısıyla sosyal sorumluluk konusuna çok önem veriyoruz. Detaylı olarak anlattığım Coğrafi İşaretli Ürünler Projemiz başlı başına bir sosyal sorumluluk projesi olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu proje ile hem kırsal kalkınmayı ve sürdürülebilir tarımı destekliyor hem de ürün yelpazesini zenginleştiriyoruz. Yine hayvan refahı konusuna 2013 yılından itibaren sistemli olarak yaklaşıyoruz. Bu tarihten itibaren 174 adet hayvan çiftliğini denetledik, 200’e yakın hayvan çiftliği sahibine de eğitim verdik. Balık kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı konusunda, Türkiye’de yakalanan lüferin boyutuyla ilgili henüz hiçbir yasaklama mevcut değilken, boyu 20 santimetrenin altında olan iki lüfer türü, sarıkanat ve çinekobu satmama kararı aldık. Daha sonra bu boy yasağı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından da benimsendi ve Türkiye’deki yasal mevzuata temel teşkil etti. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) ile birlikte hayata geçirdiğimiz kaybolmaya yüz tutan palamut balığının göç yollarının nedenlerini ortaya koyduğumuz “Palamutlar Nerede?” projemizin sonuçlarını yine 2016 yılında yayımladık. 2017’de Türkiye’nin ilk kez balık izlenebilirliği uygulaması olan ‘Bugünün balığını yarına da bırakalım’ projemizle, Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği’ne (Sür-Koop) bağlı 572 kooperatifle ve binlerce balıkçıyla el ele vererek hem balık nesillerinin sürdürülebilirliğine hem de geleneksel balıkçılığa destek verdik. Profesyoneller, üniversite öğrencileri ve gastronomi yazarları için seminerler, etkinlikler düzenlediğimiz Gastronometro da aslında toplumsal faydası çok yüksek bir projemiz. TÜBİTAK iş birliğiyle gerçekleştirdiğimiz araştırma sonrasında ev dışı tüketim sektöründeki israfın önüne geçmek üzere başlattığımız Metro Gıda Hareketi de yine önemli sosyal sorumluluk çalışmalarımızdan. Sektörün öncü restoranlarının şefleri ve işletmecileriyle birçok noktada başlattığımız bu hareketle atık ve kayıp konusuna dikkat çekerek kamuoyunda da bir farkındalık yarattık. Türk mutfağına ve değerlerine sahip çıkma amacıyla birçok projeyi sürdürürken, sürdürülebilirliğin ön koşulu olan izlenebilirliği sağlamak üzere “Et İzlenebilirliği” konusunda da yatırım yapmaya devam ediyoruz. Metro Toplantı Market olarak, gıda güvenliğinin en önemli şartlarından biri olan ürün izlenebilirliğini, et gibi önemli bir ürün grubunda kurduğumuz sistem aracılığıyla çiftlikten tabağa kadar izliyoruz. Etin tüm tedarik sürecini kayıt altına alarak, QR kod etiket sistemiyle, etin yüzde 100 izlenebilirliği sağlanıyor. Böylece Metro’dan alışveriş yapanlar; hayvanın ne zaman doğduğu, hangi çiftlikte yetiştiği gibi kimlik bilgilerine, kesildiği mezbahaya, kesim sonrası onay veren veterinerin veteriner numarasına, kesim tarihine, hangi tedarikçi tarafından paketlendiğine ve son ürün olarak ne zaman üretildiğine kadar tüm bilgilere ulaşabiliyor. Son yıllarda ortaya çıkan BSE, kuş gribi, dioksin, E.coli gibi sorunlar ve gıda zincirindeki şeffaflık konusunda sürekli artan tüketici talepleri sonucu, tarım ve gıda sektöründe izlenebilirlik giderek önem kazanan bir gereklilik haline geldi. Biz de gelecek nesiller güvenilir et yiyebilsin diye gözümüzü etten ayırmıyor ve “Et İzlenebilirliği” projemizle sofralara gelen etin güvenilirliğinden emin olmak için etin tüm yolculuğunu, müşterilerimize şeffaflıkla aktarmaktan mutluluk duyuyoruz.

Perakende PageSkin
Perakende PageSkin